Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
 
Haz
24
    
sultangülümsehayat | 24 Haziran 2008 08:57 
Sarhoş bir mızıka melodisi çınlamakta parmak uçlarımda.
Rengarenk bir cıvıltıyla süzülüyor her bir kar tanesi.
Bu gelinlik zarafetindeki ipeksi aydınlık gözlerimi kamaştırıyor.
Göz yaşlarım eşlik ediyor bu kutsal senfoniye.
Müzik sussun istemiyorum…
Duygu karmaşası benliğinde sol anahtarı olsam da bu gece,artık ruhunu hissetmeyen bir bedenin yıpranmış cümleleri bunlar.Mürekkebi tükenmiş,Özünde ki boşluğu hazlarda arayan,
Hissederek sarılmayı,titreyerek öpüşmeyi çoktan unutmuş,kalbiyle sevişemeyecek kadar parçalanmış ve yapayalnız bir bedenin cümleleri.
Böyle yaratılmadım ben…
Şimdi gözlerimi yumuyor ve derinlerime iniyorum.Çok çok öncelere kayıyor zihnim,bir zaman tünelinde çalkalanıyor düşünceler ve isimleri,tenleri,tam hatırlamaya yetmese de bu kısacık karanlık;kendimi hatırlatıyor bana.Aşk için doğduğumu düşündüğüm günleri…
Bulutlarda gezindiğim aşklarımı,gurur için parçalanarak ve susarak terk edilişleri mi.
Kutsanırmışçasına aldatılışlarımı ve gözyaşı dolu satırlarla terk edişlerimi.Aşk için yaratılmak…O kadar komik geliyor ki şimdi...Bu kısacık film şeridi daha da karmaşıklaştırıyor ruhumu.Bir parçam daha kopup gidiyor,karışıyor kar tanelerine. Aşklarımı hafızamda ve zihinde bile yaşayamamak,adeta can çekişmek…
Gözlerimi açıyorum şimdi,derin bir nefes alıyorum.O kadar özledim ki özlemeyi…
Ve tek yaşadığım duygu hissedememek…Adeta adım adım ölmek…
Böyle doğmadım ben…
Hatırlamak isterdim her tende kayboluşumu,mutlu ve kederli anları
Bir gül almak isterdim eski aşklarıma,teşekkür kartı konulmuş.
Üzülmek,ağlamak,isterdim terk edenler için sırılsıklam ama kar tanelerine armağan ettiğim göz yaşlarım suskun şimdi.Terle karışmış bedenlerin sıcaklığında buharlaşmış tüm duygularım.Sere serpe,cesurca yürürken kendi karanlığımda,eskiden yüreğime kazıdığımı sandığım aşk tabelalarının izlerini bile bulamıyorum artık.
Yakışmıyor da artık adım aşka,biliyorum…
Bu yüzden hak etmiyorum artık aşktan yazmaya.
Yaşamadığım sürece Yazmayacağımda zaten…
Böyle olmayı istemedim ben…
Ve daha büyümeden,derinlerimi hissetmeye çalışmaktan sıkılmışken,açık yüreklilikle birkaç itirafımı ve kaybolduğum soruları paylaşabilirim sizinle..
Hissedememek nedir düşündünüz mü hiç?
Hissedememeyi yaşadınız mı daha önce?
Bağlı olmayı beceremedim hiç,hep daha fazlasını istedim,hoyratça harcadım aşk kokan bedenleri,harcandım…Kullandım masum gülümsemeleri,kullanıldım rengarenk günahlarla…Peki ya siz ne kadar yakışıyorsunuz yaşarken mantığınızı yitirdiğiniz,bittiğinde lanet ettiğiniz,uzak durmak için yeminler ettiğiniz yüce duygu olan aşka karşı?Ne kadar layıksınız sizden birkaç anlamlı söz duymak,birazcık şımartılmak isteyen sevgilinize yada soğuk bir terk edilişe ne kadar hazırsınız ?
Duygularınızı ucuz bedenler arasında kaybettiğiniz olmadı mı hiç?
Egolarınızı okşayıp,kalbinizi acıtan yassı öpücüklerden tatmadınız mı hala?
Arınmak için günahlarla yıkandığınız bedenlerle sevişmediniz mi?
O zaman sanırım benden çok daha şanslısınız…Şanslısınız çünkü
Giden bir sevgilinin duygusal bir şarkıda içimizi yakan kekremsi sancıları hissetmişizdir az çok,tebessümlerini hatırladıkça içimize gelen titremeleri yaşamışızdır,en yakın arkadaşından bile kıskanıp içimizi tırmalayan fakat ondan sakladığımız kıskançlık nöbetlerini yaşadı muhtemelen çoğumuz,”Bir gün giderse ben nasıl toparlanırım?”dedik çoğu zaman ama yinede gitmesi hiç umurumuzda değilmiş gibi davrandık belki de…Sarılıp kulağa fısıldanan sıcacık bir “çok özledim” kelimesi hatırlandıkça,yastığımızı korkak damlacıklarla ıslattığımız anları kendimizden bile gizledik zayıf olduğumuzu anlamayalım diye yada pişmanlık duyduk kendimizden bazen…Bunlar az çok gördüğümüz,duyduğumuz,yaşadığımız şeyler belki de..Maskelerle yaşıyoruz çoğumuz.Kendimizi en yakınımızdan bile saklıyoruz,hatta bazan kendimizden bile.Belki de mutluyuz.Ama maskelere ihtiyaç duymayan,kendileri olmaktan korkmayan insanlarında olduğunu hatırlatmak için birkaç soru daha sorabilirim.Hanginiz bir sabah uyandığında giden bir sevgiliye üzülemediği,ağlayamadığı,özleyemediği için kederlendi acaba? Kaç kişi ciğerlerine kadar çektiği bir parfüm kokusunda hangi bedenin olduğunu hatırlamaya bile çalışmayacak kadar köreldi?Kaçımız kaybetmeyi,pişman olmayı,terk edilmeyi göze alarak aldattığını açıklayabilir karşısındakine gözlerine bakarak cesurca?Yoksa hiç acımadı mı bu kadar canınız?O zaman ayrılıkları,terk edilişleri,aldatılışları bir kaybediş gibi değil tebessümlerle ve mutlu anıları düşünüp özleyin derim ben,özlem duygusunun yakıcılığının tadını çıkarın,bırakın parçalansın kalbiniz,yağmalanın biten bir aşkın gölgesinde,göz yaşlarınızın tuzu dağlasın içinizi...Yarım kalanın sadece siz olmadığınızı düşünün.”Keşke”ler ile harcamayın vaktinizi.Yumun gözlerinizi ve hissetmenin tadına varın...
O Sarhoş mızıka melodisi hala çınlıyor parmak uçlarımda
Kar taneleri çoktan bu karanlık kenti şeffaf bir örtüyle kapladı
Kendimle yüzleşmenin ferahlığı var sanki kanatlarımda
Güneş;sabah ezanı ve kızıl bir gülümsemeyle karışık sızdı kelimelerime
Yaktım tüm maskelerimi ölü aşkların korlarıyla
Parçalanacak daha neyim kaldı ki bu puslu gece?
Artık ruhunu hissetmeyen bir bedenin yıpranmış cümleleri bunlar…
Hissederek sarılmayı,titreyerek öpüşmeyi çoktan unutmuş,kalbiyle sevişemeyecek kadar parçalanmış ve yapayalnız bir bedenin cümleleri…
Göz göre göre terk ediyorum belki de kendimi
Ve bu beden hala diyor ki siz terk etmeyin kendinizi…Aşkın kimyasında olan terk ediliş,aldatılış,acı,özlem,keder,gözyaşı,için bile şükredin ve aşk damarlarınızdan girdiğinde maskesiz,yalansız,delidolu yaşayın bence...Ve bittiğinde bırakın zehirli düşünceleri ve intikam planlarını yoksa bir gün aşk tadını damağınızda bırakıp kaçarak yada arkasından ağlatarak değil,sizi kendinden mahrum bırakıp,terk ederek alır bir gün intikamını…


"hissedememek" 1 yorum yapılmış

harika olmus eline saglık sultan...!